Yaz ve Yarat Çemberi

Zamaneye Hiciv

Hatice Başal'ın Yaz ve Yarat Çemberi'ndeki Zamaneye Hiciv yazısının kapak fotoğrafı

Hayatın bir savaş olduğunu bize kim öğretti acaba!

Her şeyi bir mücadele halinde yaşar gibiyiz. Tam seveceğiz birbirimizi, tam kucaklayacağız, içeriden çekilen kılıçların seslerini duyuveriyor ve hemen bir kalkan oluşturuyoruz. Bu öyle bir kalkan ki surlara, kalelere, çeliğe ihtiyacı yok. Bu öyle bir kalkan ki çarpanı kilometrelerce uzağa savurabiliyor, alıyor bizi kaf dağının en bilinmez yerine götürüveriyor.

Benim aklıma o denli çok şey geliyor ki insana dair.

Sormak istiyorum okuyana size de oluyor mu, sizin de içeriden görünmez silahlarınız çekiliyor, duvarlar örülüyor mu ve bunlar neler!?

Yüzlerimizde mutlu bir ifade, güçlü bir duruşla var olmaya çalışmak da neyin nesi öyle.

Bir sosyal medya çılgınlığı, herkes mutlu, herkes kendini çok değerli gösterme çabasında, hiçbir mahremiyet bırakmadan yaşamlarını bir hayat filmi gibi sergiliyorlar. Yargılamıyorum, asla kınamıyorum fakat mabetlerimiz olan evlerimizin bedenlerimizin özelimizin mahremiyetlerini bu şekilde sergilemek,ne bileyim ben,… garip geliyor bana. İçimiz,dışımız bir derken bu ihlallerle asıl neyi maskeliyoruz, neyi gizliyoruz? Bak ben ne kadar yetenekli, becerikli, mutlu, her şeyi var olan insanımı gösterirken.

Kalabalık insan fotoğrafları koyarken boy boy, kaç kişiyi gerçek anlamda tanıyoruz, kaç kişi ile gerçek anlamda dostluk, arkadaşlığımız var? Gerçekten tanımaya anlamaya çalışıyor muyuz, o da ayrı bir muallak.

Yeni dostluk,arkadaşlık ilişkilerini tıpkı fast food yiyecekler gibi görüyorum. Toksik, birbirini tüketen, ne bedene ne ruha ne de insan psikolojisine bir fayda sağlamayan yiyecekler gibi.

Burada çok ironik ve unutulan bir durum var gibi geliyor bana. İnsanın kendi ile başbaşa kalmasının, vakit geçirmesinin ne denli değerli bir şey olduğu olgusu. Dünya düzeninin amacı da buydu sanki kalabalıklar içinde kendimizi eritmek ve kendimizle yüz yüze vakit geçirmeyerek akıp giden hayatın içinde nelerin olduğunu görmeden, mış gibi yaşamlar içinde kendimizi yok etmek. Tüm değerleri, mış gibi yaşamların içinde mış gibi yaşayarak yaşamı tüketmek. Oldum, bittim, tamamım, sen bunları yapamadın, yapamıyorsun yargısı ile oldum denilen hiçbir şeyin olgunluğundan davranmadan ham ve çiğ yola devam etme halleriyle kendi kendimizi kandırıyoruz.

Bir durup yürüdüğü yolu, kendi içinde kendi iç sesi ile kendi yalnızlığı ile vakit geçirerek yoran kaç kişi kaldı. Onca hız başını bu denli döndürmüşken başının döndüğünden kaç kişi bi haber!?

Hava da uçuşan canımlar, aşkımlar, sevgilimler, can dostumlar gırla gidiyor.

Ama aşk ile yaşayan kaç kişi kaldı!

 

Hatice Başal

Hatice-Başal

Bir yanıt yazın