Yaz ve Yarat Çemberi, Devamı Sende

Zaman Kapsülü

Yaz ve Yarat ve Gamfed Türkiye topluluğu ile “Devamı Sende” aktivitesi ile yaratılan kolektif hikayenin kapağı.

ZAMAN KAPSÜLÜ

Bu hikaye, Yaz ve Yarat ve Gamfed Türkiye topluluğu ile “Devamı Sende” aktivitesi ile yaratılmıştır.

YAZARLAR

Canan Kılınç
Altan Türel
Efe Elmas
Gülizar Kısa
Hamiyet Cihan
Beyzanur Karagöz
Ercan Altuğ Yılmaz
Sezin Naciye
Hüseyin Bayer
Sabiha Ebcim
Şule Küçük
Sümeyra Şenligil
Yiğit Alp Aslan
Semiha Atalay
Sinem Örenli
Cem Baybars Güçlü
Hande Gürler
Özge Demirer Aydın
Nazmiye Çetinkaya
Fatih Ürü

Sonsuzlukta çılgınca genişleyen evrende sınırlı gözlemlerle iki trilyon kadar olduğu belirlenen galaksinin içinden Yunan mitlerinin “Süt Çemberi” dediği, “Samanyolu” demeyi daha çekici bulduğumuz görece küçük bu galakside sarılı, alevli, serseri Güneşin kurduğu sistemde minik, mavili, yeşilli, afilli gezegende sessiz ve derinden değişimler söz konusuydu.
Kendini gezegenin yaşam formlarının tepesinde gören insanlar, zamana dair çok az bilgiye sahipti. Mekan mıydı, boyut muydu?

Hep vardı, sınırsızdı ama yaşamı sınırlıyordu. Henüz yeni öğrenilen göreceli olduğu bilgisi zamanın akışını değiştirmişti, zaman hızlanıyordu. Bunu herkes görüyor, duyuyor, seziyor ama anlatamıyordu. Bu akışın hızlanması, teknolojik ve bilimsel gelişmeleri, toplumsal işletim sisteminin tekerrürlerini, tüketimi ve hızı yakalayamayanların yetersizlik hissini etkiliyordu.

Bu belirsizliklerin içinde, Elif adında genç bir bilim insanı, gözlemleri ve teleskop verileriyle bu değişimleri anlamaya çalışıyordu. Gezegenin halkı, yaşadıkları zamanın hızla ilerlediğini hissetse de, bu değişimlerin nedenlerini anlamak için çaba göstermiyorlardı.

Elif, laboratuvarında gizemli bir enerji olayının izini sürüyordu. Sıradışı enerji patlamaları, gökyüzündeki yıldızların tuhaf bir şekilde parlaması ve zamanın değişimindeki bu ani hızlanma arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyordu. Ancak, bu sırlı olguların ötesinde, gezegenin bir tür zaman kapsülü haline geldiğini ve bu kapsülün içinde zamanın daha hızlı aktığını fark etmişti.

Yaz ve Yarat ve Gamfed Türkiye topluluğunun kolektif Zaman Kapsülü hikayesindeki Elif'in laboratuar sahnesi.

Yaz ve Yarat ve Gamfed Türkiye topluluğunun kolektif Zaman Kapsülü hikayesindeki Elif’in laboratuar sahnesi.

Elif’in keşifleri, kasabanın dışındaki eski malikanede yaşayan gizemli yabancının ilgisini çekti. Yabancı, Elif’in çalışmalarını izlemeye başladı ve ona, antik kitaptan kendi keşiflerini anlatmaya başladı. İkisi, zamanın sadece bir boyut olmadığını, aynı zamanda bir enerji olduğunu ve bu enerjinin gezegeni sararak değiştirdiğini keşfettiler.

Yabancının kitap vesilesiyle peşinde olduğu şey, Tanrılardan geldiği iddia edilen astronomik bir kehanetti. Bu kehanet, atalarımızın on binlerce yıldır gözlemleyip masal ve mitlerle bir sonraki nesile aktardığı galaktik döngüyü anlatan bir uyarıydı. Antik kitaptaki, o gizemli kehaneti kendi lisanımıza çevirdi yabancı;
“Büyük Ana’nın göğsünden dökülen sütün yıldızları parladığında insan,
oyuncu Tanrıların kapısını aralayacak ve arkada hiç kimse kalmayacak şekilde yükselecek”

Kemik çerçeveli gözlüğünü düzelterek Elif’e ”İşte” dedi yabancı, “senin keşfinin bu kehanetle ilintili olduğunu düşünüyorum, galaktik bir oyunun eşiğindeyiz!”

Zaman Kapsülü yabancı

Zaman Kapsülü yabancı

Akşam kahvesini yudumlarken keşfini ve ilk defa kendini anlayan aynı dili konuşup anlayıp anlaşıldığı yabancıyı düşündü Elif! Yabancı ama bir o kadar kendine yakın. O eski malikaneye yeni taşındığında da gizemli bir yanı yok değildi hani. Kasabada onun hakkında anlatılanları duyuyordu Elif, hoş kasabadakiler kendisi için de neler söylüyorlar, biliyordu.

“Aklını yemiş bu kız, ne yapar o laboratuvarda bütün gün, olmayacak işlerin peşinde…”

Gülümsedi kahvesinden bir yudum daha alırken. “Söylenenleri boşver”, dedi kendine ve keşfi üstünde düşünmeye başladı. Yüzü ciddileşti, işte o herkesin gördüğü soğuk Elif oluverdi. Ciddilik soğukluk muydu? “O tartışılır.” deyip umursamazdı. Buluşunun, yabancının dediği gibi çevirdiği kehanetle bir ilişkisi olabilir miydi? Yabancının en son söylediği cümleyi tekrarlayıp durdu, uykuya dalarken. “Büyük Ana’nın göğsünden dökülen sütün yıldızları parladığında insan, oyuncu Tanrıların kapısını aralayacak ve arkada hiç kimse kalmayacak şekilde yükselecek.” Sözleri beyninin içinde dönüp durdu.

Zaman Kapsülü hikayesi kahve mürekkepli düşünceler

Zaman Kapsülü hikayesi kahve mürekkepli düşünceler

Zamanın bu hızlı akışını durdurmak için laboratuvara açılan siyah geniş kapısının kilidini 11 kere çevirdi, uzun bir koridordan geçerken koridorun sağında ve solunda sıralanan onlarca odaya baktı. Her birinde yaşanmış hayatı ve o hayatın içerisinde onunla birlikte yaşayan yüzlerce insanın anıları, o kapıların ardındaydı. Zaman kapsülü o kapılar mıydı? Her bir kapının açılması için kehanetin gücüne ihtiyacı vardı.

Zaman Kapsülü hikayesinde kırmızı balonun uçuşu

Zaman Kapsülü hikayesinde kırmızı balonun uçuşu

Kapılar… Hem geçmişin karanlık yüzüne hem de geleceğin umutlu kollarına yolculuk. Anahtarları kimdeydi? Geçmişin kapılarını tıklatmamak üzere kapatmış, akışın kollarına bırakmıştı kendini. Yepyeni yolculukların heyecanıyla kırmızı bir balon bıraktı gökyüzüne. Hayat deneyimlemekti..
Balon süzüle süzüle gökyüzüne doğru yol alırken onu izleyenler aşağıda birikmeye başladılar. Acaba kim bıraktı, neden bıraktı, ne zaman patlayacaktı, içinden ne çıkacaktı?

Her geçen saniye kalabalık da artıyor balon da daha çok yükseğe çıkıyordu ta ki… Ta ki yeryüzünün uğultuyla çalkalandığı o ana kadar. Gözleri, kulakları uçan balonda olan kalabalığın içinden ayaklarından yerle bağlantısını kesildiğini fark ettikleri o ana kadar. Aslında her birinin şeffaf balonların içinde olduğunu ve zaman kavramının silikleştiğini fark ettikleri o anda.

Soğuk laboratuvar ortamının verdiği üşüme duygusuyla titreyip uykusundan uyandı. Rutin olarak yaptığı nerede ve hangi zaman diliminde olduğunu bir daha teyit etmek zorunda kalacağını biliyordu.
Laboratuvarın uzun süre maruz kalınca hasta edecek derecedeki soğuk ve yoğun lavanta ile papatya kokulu olan C56 odasında, cebinden üzerinde “F.A.” yazan serkisof kurmalı saati çıkartıp kendi zaman kavramına güvenmeyi seçti. Ve bir an duraksayıp yabancı ile saat arasında bir bağlantı olup olamayacağını düşünmeye başladı.

Elif, laboratuvarında bulunduğu soğuk odada, saatinin tik-tak sesleri arasında düşündü. Yabancının anlattığı kehanetle kendi keşfi arasındaki bağlantıyı çözmeye çalıştı. Balonun yükselmesi, zamanın silikleşmesi, kalabalığın içindeki şeffaflık…
Hepsi bir puzzle parçası gibiydi. O eski malikânede yaşayan gizemli yabancının dedikleri gerçek olabilir mi? Düşünceleri, zamanın sadece bir boyut olmadığını, aynı zamanda bir enerji olduğunu kavramaya çalışırken bir an için daldı. Belki de keşfi, gezegenin bir tür zaman kapsülüne dönüştüğünü ortaya koyuyordu. Yabancıyla birlikte galaktik bir oyunun içinde olduklarını fark etmişlerdi. Ancak bu oyunda sadece zamanın değil, insanların ve gezegenin kaderinin de bir rolü vardı. Elif, bilim ve mitolojinin kesişiminde, zamanın ötesinde bir yolculuğa çıkmıştı. Belki de balonun yükselmesi, geçmişin kapılarını aralayarak geleceğin umutlu kollarına dokunma şansıydı. Artık laboratuvarındaki kapıları açmanın, keşfettiği enerjinin gücünü kullanmanın ve galaktik oyunun bir oyuncusu olarak hareket etmenin zamanı gelmişti. Ve belki de, yabancının söylediği kehanetin gerçekleşmesine yönlendiren anahtar, Elif’in elindeydi.

Anahtarı eline aldı, bu anahtar onu korku içinde paniklemiş insanların olduğu gezegene getirmişti. Bu galakside bulunan küre ortadan kaldırılacak ve büyük patlamalarla yanıp kavrulacaktı. Gezegene titreyerek bakıp içinden şu cümleleri söyledi:
“Büyük ananın göğsünden dökülen sütün yıldızları parladığında insan oyuncu Tanrıların kapısını aralayacak. Ve arkada kimse kalmayacak.”
İşte bu!
Tabi ya,
“Büyük Ana” yaşam sunan gezegenleriydi. Şimdi patlamalarla yanıp kavrulacak lakin yeni yıldızlar parlayacaktı.

İyi de bundan sonra Elif hangi yıldızda olacaktı? Kim bilir belki de yıldızlar insanlarla birlikte doğardı ve bir yıldız da Elif’in içine saklanmıştı. Oyuncu bir Tanrı olma ve kapıları tıklayarak yıldızını arama zamanıydı. Ulaşır mıydı bilinmez ama Elif artık dönemeyeceği bir yoldaydı.

Elif aynada kendine baktı, saçını arkaya attı ve “İşte şimdi yıldız gibi parlama zamanı!” dedi. Dışarı çıkarken ceketinin yakalarını kaldırdı, güneş gözlüğünü taktı ve bir sonraki yolculuğun rotasını ayarlayarak kendisinden daha fazla parlayan bir yıldız bulup o yıldızdaki hikayeleri dinlemek adına yola koyulmaya hazırdı.

Dışarıda aklına geldi: “Sahi biz neden yaşıyoruz? Güçlülerin daha güçlü olması için mi, ezilenlerin daha çok ezilmesi için mi yoksa bu bozuk düzene bir başkaldırının artık zamanı geldi mi?” Elindeki anahtarın ona ailesinden kalan bir motorsiklete ait olduğunu gördü ve güneşin batışına doğru sürmeye başladı.

Sıcak renklerle boyanmış gökyüzüne doğru ilerleyerek bilinmeyene duyduğu merakla yolculuğuna başladı. Gün batımının gizemli kıyısında umut dolu geleceğinin de izini sürüyordu. İçindeki sevgi, aşk ve merak duygusu bu yeni serüvenin anahtarı olmuştu.

Belki de güneşin battığı bu yerde, Elif kendi içsel güneşini bulacaktı ve aydınlanmış bir kalp yeni bir ruhla geri dönecekti. Elif arkadan gelen motorsiklet sesleriyle irkildi, yalnız değildi. Motosiklet sesi sandığı bu sesler, devasa bir uzay istasyonuna ait motor sesleriydi. Merakla istasyona yaklaştı. Orada insan benzeri varlıklardan oluşan bir koloniye rastladı. Bu koloni, Elif’i dostça karşıladı ve adeta gezegenlerini Elif’e gezdirdiler.

İstasyon, uzaylı bir tür tarafından inşa edilmiş gibiydi ancak içeriği ve amacı bilinmiyordu. Koloninin yaşadığı gezegen, rengarenk bitki örtüsü ve muhteşem manzaralarla doluydu. Elif bu holograma benzeyen görüntüden etrafı incelerken bir düşme sesi duydu.

Elif, uzaylı kolonisiyle karşılaştıktan sonra, O gece abisi Fırat’ın onu, galaksiye açılan gizemli bir geçit önünde bulmasıyla hikaye yeni bir boyut kazandı. Antik sembollerle süslenmiş kapı, bilinmeyen bir evrenin sırlarını barındırıyordu. Fırat, kardeşini kehanetin içindeki gizemi çözmeye davet ederken bu kez yanlarında Yücel adında bir bilim insanı vardı. Kapıdan geçtiklerinde Yücel’in zamanda yolculuk yapabilen bir bilge olduğunu ve bu evrende bıraktığı izlerle kehanetin derinliklerinde yatan gizemleri çözebileceğini öğrendiler.

Yücel, onlara galaktik döngünün gerçek amacını ve bu evrende var olan zaman kapsülünün sırlarını açıkladı. Gökyüzündeki yıldızların sadece fiziksel varlıklar olmadığını, aynı zamanda evrendeki enerji akışını temsil ettiğini söyledi. Keşifleri, zamanın sadece bir düzlem değil, aynı zamanda bir enerji döngüsü olduğunu ortaya koydu. Fırat, Elif ve Yücel, birlikte geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir köprü oluşturarak evrenin sırlarını keşfetmeye karar verdiler.

Ama sonra beklenmedik bir şey oldu. Elif irkilerek uyandı, hem de nerede olduğunu bilmediği bir yerde. Rüyasını mutlak gerçekten ayırmakta zorluk çekiyordu, bir tür süper uyku durumda gibiydi. Gerçeklik ve zaman çarkları birbirinin üzerinde kayıyor, çizgiler birbirini kesiyor, teleskopundan rüyalarını seyrediyor ve sanki rüyaları bir harddiskte kendisine sunuluyor gibiydi.

Tekrar tekrar hep aynı hikaye, aynı rüya gözlerinin önündeki perdede oynuyor gibiydi. Laboratuvarına ilk ayak bastığı andan motorsikletini alıp nereye vardığı bilinmez o yola sürmeye başladığı ve sonra geri döndüğü ana kadar. Tüm hayatı sürekli gözlerinin önünden geçiyordu. Amacı ve tek isteği çalışmalarının karşılık bulmasını istediği o hayat. Başka ne hatırlıyordu sanki?

O teleskopla her gün pür dikkat incelemeleri yapan gözler aynı incelikle köpeğini yürüyüşe çıkaran insanları da inceliyordu. İçini bir özenti kaplıyordu, hiç yaşanmamış bir duyguya duyulan özlem. Her gün gökyüzüne bakan ama gökyüzünü asla hissedememişlik özlemi. Her gün yıldızlara bakan ama yıldızları asla göremeyen bir özlem.

Gerçi o ‘yabancı’ya adını hiç sormuş muydu?
Ya da abisini hiç aramış mıydı? Tabiki, hayır!
Peki şimdi ne yapıyordu? Yalnız başına uykuda mı uyanık mı anlamaya çalışıyordu.
‘Büyük bilim insanı Elif ‘ o devasa ısı patlamalarını, derecesi yaşından büyük mercekleri, kehanetleri anlayabiliyordu da uykuda olup olmadığını mı anlayamıyordu? İçinde bitmek tükenmek bilmeyen düşünceler boy göstermeye devam ediyordu. Başı dönüyor, dengesini sağlayıp yürüyemiyordu.

Etrafını incelemeye çalışıyor, elleriyle yokluyordu. Ne bir kavis vardı ne de bir köşe sanki etrafı 4 boyutlu bir marshmallow ile çevrili gibiydi. Bu devasa marshmallow’un kendisini bir şekilde hapsettiği belliydi. Neredeyse tüm vücudunu kaplıyor ve bir hava deliği bile bulamıyordu. Bu yüzden başı
dönüyor olmalıydı, uzun süre havasız kalmıştı, kim bilir ne zamandan beri bu kapsülün içindeydi ve gördüklerinin hangileri delirme evrelerinde gördüğü halüsinasyonlardı?

Şu an bunları düşünecek vakti yoktu, bir delik açmalıydı, hem de hemen! Elleriyle var gücüyle kazmaya başladı, kendine ait en değerli varlığı gömen bir köpek gibi kazıyordu.
Kazıyordu ve bir yandan da nefesini kullanmamak için mücadele veriyordu, ne kadar havası kalmıştı kim bilir? Ama nafile, kazmak bir işe yaramıyordu, hemen üzerini aramaya başladı, ceplerini ve ayakkabılarının içlerini kontrol etti. Üzerinde motorcu kıyafeti vardı, bir deri ceket ve bir kot pantolon ve bir de botlar. Pantolonunun kemerini çıkardı ve var gücüyle marshmallow’a bastırıyordu.

Bir yandan gözleri kararıyor bir yandan son umutlarını dua etmek için saklıyordu. Derken, bir pof sesi duydu ve yüzüne sıcak duştan çıkmış gibi bir rahatlama yayıldı. Gözlerini kapadı, bu kez bilerek ve çok özlediği temiz havayı ciğerlerinin en ücra köşelerine kadar çekti. Sonra tekrar yaptı bunu sonra tekrar ve tekrar sonunda baş ağrısı dinene ve neler olduğunu anlamaya hazır olduğunu hissettiği ana kadar tekrarladı. Ardından gözlerini açtı.

Laboratuvarının soğuk zemininde üzerinde motorcu kıyafetleriyle lavanta kokuları eşliğinde etrafına saf saf bakınıyordu. Her şeyin başladığı yere dönmüştü, belki de oradan hiç ayrılmamıştı. Ayağa kalktı ve bilgisayar ekranına ağır ağır yürüdü, ekrana baktı ve tam da aklından geçirdiği şeyi, zaman kapsülüyle ilgili tüm verileri ekranda devasa yazılarla gördü. Bir yandan yıllarca emek verdiği bu çalışmanın verilerini görmenin sevincini yaşarken bir yandan da onun dahi beyninin verileri kendince analiz ediyor oluşunu anlıyordu.

Anladığına göre bu bahsettikleri enerji aynı zamanda manyetikti. O yüzden onu -yani artık adı her neyse- bu zaman enerjisini, uzayda başıboş bir şekilde gezinirken kendi laboratuvarına çekmişti. Ardından da kendisi, bu enerjinin içine hapsolmuştu ama bu kapsüller kimyasal da olduğu için onda halisülasyon etkisi de oluşturmuştu. Yani gördüğü her şey kendi kafasında olup bitmişti ve o bunu hiç farketmemişti. İyi de kapsülde ne kadar kalmıştı?

Bu düşünceler, beynini kurcalarken laboratuvarın video kayıtlarına girdi. Kapsüle 24 Temmuz 2024 tarihinde girmişti ve bugünün tarihi ise 7 Haziran 2027’idi. NE YANİ KAPSÜLDE TAM ÜÇ YIL MI KALMIŞTI? Neden şu ana kadar kimse onu merak etmemişti, nasıl oldu da uyanmıştı ve bu deney gerçekten insanlık için iyi bir şey miydi yoksa kehanetleri kurcalarken bir tür lanete mi bulaşmışlardı? Ama bunların hepsinden önce tek bir isteği vardı, SU! Bir bardak soğuk su! İçi öyle bir yanıyordu sanki Sahra Çölü bir insan olmuş da susuzluk çekiyor gibiydi. Mutfağa doğru ilerlerken yine aklından binbir tane düşünce geçiyordu.

Üç yılın göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olduğuna hala inanamıyordu. Mutfak dolabını açıp su içmek istedi. Suyu bulup kana kana içerken bir şey dikkatini çekti; bir kapsül de dolabın içindeydi. Bu kadar bilinmezliğin arasında kapsülde cevabı aradı, üzerindeki sembollerin anlamını merak etti.

Eline aldığı bir anda ortaya çıkan bu garip kapsülü inceledi, kokusu burnunu dolduruyordu. Yıllar boyunca herkesin amacı, zamanın üzerinde hakimiyet kurmak ve zamanda yolculuk yapmaktı. Peki ya kokular bunca teknolojiye rağmen hala neden aktarılamıyordu? Yine binlerce bilinmezlik arasında bir şeye emin oldu.

Sesler geliyordu..
– denek 5 uyanma belirtileri gösteriyor, koma halinden çıkabilir her an.
– koku deneyimi yaşattınız mı?
– evet, diğer denekler tepki vermeden araştırmaya devam ediyorlar, beyinlerindeki hızlı snaps artışı bunu gösteriyor. Ancak denek 5’in beyni susuzluk ve koku hazzının etkisine kapıldı. Çözeceği şifreyi buzdolabına koyduk hatta odaktan sapmasın diye. Daha da kafası karıştı.
– Tutku, bu araştırmanın motivasyonu tutku olmalı.

Yaklaşıyor olabiliriz ancak koma halindeki zeki denekler üzerinde yaptığımız bu çalışma insan beyninin dış etkenlerden soyutlandığında problem çözme kapasitesinin ne boyutta artacağını anlamak ve belki de bazı konularda hızlı yol almak. Bu çözümlere karşılık insan beyninin öngörülemez kapasitesini deneylerle ispatlayacağımıza inanıyorum. Ama artık hızlanmak zorundayız çünkü ödenek hızla azalıyor. Bir kampanya var ona bağışçılar para yatırırsa devam edebiliriz. Aksi halde elimizde beş hasta ve çözülememiş şifrelerle kalacağız.

-……

Elif’in kafası allak bullak oldu; Bu sesler bir filmden mi geliyordu yoksa.. 5 numaralı denek ben miyim?

Elif tutkuyla yola çıkmanın, çalışmanın çok önemli olduğunu anladı. İnanmanın, emeğin, gönüllülüğün gücü ve topluma biraz yararlı olabilir miyim düşüncesi, onu gün geçtikçe şekillendirdi. Nice sırlı kapılar, bilinmezlikler, zamanı anlama veya anlamama, hepsinin bir kıvılcım ile hayat bulduğunu anladı. Aslında hiçbir şey o kadar da tesadüf değildi ve hiçbir emek gezegende boşuna gitmeyecekti.

Elif; etrafındakiler, dost, ahbap acaba ne der demeden yola düşmüştü. İnanmak, tam da buydu. Emeklerin, inanmanın boşa gitmeyeceği ve inanarak yapılan her şeyin bir gün gerçekliğe dönüşmesi bunu hep göstermişti.

Zaman Kapsülü

Zaman Kapsülü

Hadi, “Zaman Kapsülü” açıldı.

Bu akışı kaçırma…

Yeni etkinlikler ile buluşmak üzere.
Neşe ve sevgiyle…

Bir yanıt yazın