Annemin Öfkesinden Kendi Hikayeme Kaçışım
Daha önce size yazma isteğimin çocukluğumdan beri var olduğunu söylemiştim.
Bugün de çocukluğuma dönüp yazma isteğimin nasıl ve hangi durumlarda ortaya çıktığını anlatmak istiyorum.
Söz dinleyen, düzenli, uslu bir çocuktum. O yüzden annemden hiç dayak yemedim.
(Yoooo yediiiim ama o başka yazının konusu olsun)
Ufak tefek yaramazlıklarım oldu tabii ki…
Öyle durumlarda annem terlik fırlatmaz direkt peşimize düşerdi. Yakaladığı anda sırtımıza sert bir tokat hatta yumruk atardı. Öfkesinin durumuna göre nasibimizde ne varsa onu yerdik.
Ben her seferinde hızlıca annemlerin yatak odasına koşar kapıyı hızlıca kapatırdım. Şanslıydım hayır hayır akıllıydım. Kapının arkasında annemin ceviz ağacından yapılmış çeyiz sandığı vardı. Kapıyla sandık arasında kısa bir mesafe vardı. Kriz anında hemen oraya oturur sırtımı kapıya ayaklarımı da sandığa dayardım. Annem öfkesi yatışıncaya kadar söylenir ve kapıyı ittirirdi. Kapı azıcık aralanır tekrar kapanırdı. En sonunda annem sakinleşip pes eder ve giderdi. Bense kendimi inanılmaz güçlü hissederdim. “He he he annem kapıyı açamadı” diye içten içe gülerdim. Böyle zamanlarda içimde inanılmaz bir yazma isteği oluşurdu. Hemen kafamda kurmaya başlardım. ” Küçük bir kız varmış…”
Sonra bir fırsatını bulur anneme yakalanmadan elime kağıt kalem alırdım. Niyetim net ve kesindi. Kitap yazmaya başlıyordum. Güzel bir hikaye yazacaktım. Herkes çok beğenecekti. Şimdiye kadar böyle bir kitap yazılmamış olacaktı… 🙂 🙂 🙂
O kitabı hiç yazamadım. Çocukken bir kaç kez teşebbüs ettim. Ama olmadı. Sanırım sebebi annemi yeterince kızdıramamış olmamdı. :))))
İlkokul yıllarımda kısa hikayeler yazdım. Çok değil beş altı tane… Kimseye göstermiyordum. Sonra bir gün ablama gösterip “Bak ben hikaye yazdım. Okur musun?” dedim. Demez olaydım. Okudu ve yorumladı. “Üüfff bunları sen yazmamışsınki hepsi kitaplarda var.”
Evet haklıydı. Doğru söylüyordu. Ancak ben durumun farkında değildim. Sadece onay bekliyordum. Küçük bir teşvik, bir iki güzel sözcük… O an duyduğum sözlerin altında ezildim. Donup kaldım. Hikayelerimi sessizce dolabımdaki bir dosyaya koyup sakladım. Yıllarca da ne yazdım ne o hikayeleri okudum. Öylece kaldı…
Yıllar sonra evlenip kendi evime geçtiğimde çocukluğumdan kalan eşyaları elden geçirirken gördüm onları… Çizgisiz dosya kağıdına tükenmez kalemle yazmıştım. Kenarlarını süslemiştim. Okudum hepsini tek tek. Evet hepsi okuduğum kitapların özetiydi. Farkında değildim. Kendi kurgum olduğunu zannetmiştim. Henüz sekiz yaşındaki bir çocuk olarak fark etmemiştim. Ablamın tepkisi benim yazma isteğimi baltalamıştı. Belki de Türk edebiyatının iyi bir yazarı daha doğmadan ölmüştü :))) Ablamı da mazur gördüm. Çünkü benden sadece iki yaş büyüktü. Nasıl yönlendireceğini nereden bilecekti?
Asuman Turan


